Neden Yazıyorum?

Kaynak: www.pixabay.com

Kaynak: www.pixabay.com

Daha ana sınıfına giderken, 4,5 yaşındayım o zaman, harfleri öğrenmiştim. Ablam 1. sınıfa gidince, erkenden harfleri ve yazmayı öğrenmiştim. 1. sınıfta da okulda ilk okumayı sökenlerden biriydim. Şimdiye kadar da sanırım en az birkaç yüz kitap okumuşumdur. Yalnız iş yazmaya gelince işler değişiyordu.

Ana sınıfından itibaren yazma konusunda hep sorun yaşadım. Şimdi o zamanları düşününce belki çok küçük yaşta okula başlamamdan kaynaklıydı, bilmiyorum. Bildiğim şey, çok çirkin yazdığım ve yazmayı sevmediğimdi. İlkokul 1. sınıfta herkes tenefüse çıkıp okul bahçesinde koştururken öğretmenimiz beni  sınıfta tutar, kendi masasında yazımı düzelttirmeye çalışırdı. Bana terslik olsun diye değil ama, tam aksine. Beni çok severdi. Ama yazım kötü olunca, biraz düzeltmeye çalışırdı.

Yazları babam evde yazı ödevi verirdi günde 1 sayfa. İşkence gibiydi. Yazmazdım yine. Yazın sonuna doğru hepsini hızlı hızlı yazıp yine çirkin bir halde gösterirdim kendisine. Aradan zaman geçti, özellikle lise zamanlarında sınavlarda öğretmenler birçok  öğrencinin yazısını okuyamayınca yazdıklarının üstünü çizer ve oralardan not vermezlerdi. Ama ben işin içinde olunca yaklaşımları değişirdi. Mesela a mı o mu yazdığım belli olmamasına rağmen öğretmenimiz hangisi doğru ise onu yazdığımı kabul edip tam notu verirdi. Çünkü sınıfta en aktif ve çalışkan öğrencilerden biriydim. Yazım yüzünden lise bitene kadar pek sorun çekmedim.

Üniversitede durum farklıydı. Zaten mevcutlar çok fazla olunca, sınıftaki insanların hepsi de benzer eğitimde ve yetkinlikte olunca, asistanlar/hocalar okumaya çalışmıyor, biraz kötü olan yerlerin üstünü çizip oralardan puan vermiyordu. Öyle olunca biraz yazımı düzeltmeye o zamanlar başladım. Daha okunur yazabiliyordum. Ama yine yazım kötüydü ve yazmaktan hoşlanmıyordum. Birçok ders için daha güzel yazmış arkadaşların notları fotokopicide vardı zaten. Onları alıp gerekirse onların üzerine not alırdım. Onun dışında da çok az yazardım. Üniversite de böyle geçti.

Okul bitip de Köln’e gönüllü olarak tek başıma gidince biraz işin boyutu değişti. Hayatımda ilk defa o dönemde günlük tutmaya başladım. Çok keyifliydi yazmak. Daha doğrusu yeni farkına varıyordum yazmanın keyfinin. Kimi zaman bazı günleri o kadar detaylı yazardım ki, 4-5 sayfa yazdığım olurdu tek bir günde yaşadıklarımı, olan biteni. Sonuçta ise birkaç ajanda dolduracak kadar yazmıştım ilk 9 ayımda. Yazmanın keyfine varınca, daha bi yazmaya başladım. O dönem ilk blogumu açmıştım blogger.com’da.

Biraz daha zaman geçti ve Dubai’ye gittim. Orada da yazmaya devam ettim. Genelde deftere ve ajandaya yazardım. Başımdan neler geçiyorsa yazıyordum. Bir yandan kafamı boşaltmama yarıyor, diğer yandan da rahatlatıyor, mutlu ediyordu beni yazmak. Ciddi zaman harcamaya başladım yazmaya. Döndükten sonra İstanbul’a, devam ettim yazmaya. Dubai ile ilgili yazdım. Almanya ile ilgili. Sonra İstanbul hakkında. Kimi kafama takılan konularda da yazıyordum, bazı bilgilerimi paylaşmak için de.

Harry Potter okuyanlar bilir. İngilizcesi pensieve olan Türkçe’ye düşünseli olarak çevrilmiş bir kavanozdan bahsediyordu yazar. Dumbledore asasını şakağına dayayıp kafasındaki düşünceleri alıp bu düşünselinin içine koyuyurdu. Böylece sonra o düşüncenin/anının içine girip dışarıdan olaya bakma şansı oluyordu. Benim için de yazmak aynen böyle birşey. Kafamdaki düşünceleri, anıları bir yere yazmak. Kayıt altına almak belki de. Bir de yazınca insanın düşünmesi de kolaylaşıyor. Daha net oluyor düşünceleri. Fark etmediği detayların farkına varıyor. Olduğundan haberdar olmadığı düşüncelerin de aynı şekilde.

Böyle böyle başladım işte yazmaya. O yazılarımla ilgili bana ulaşan, sorular soran, yardım isteyen de çok oldu. Böylece faydalı olduğunu, işe yaradığını anlayınca daha bir motive oldum ve sonunda kendi sitemi kurdum. 3,5 senedir sitemde yazılarımı paylaşıyorum. Yazacak o kadar çok şeyim var ki, kimi zaman kafamdakileri tam toparlayamadığımda yarım bıraktığım yazılarım da oluyor. Sonraları onları tamamlayıp yola devam ediyorum.

Sizin de böyle bir hikayeniz var mı?

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.