Depremler Üzerine

Aslında depremlere dair 19 Ağustos 2019’da yazacaktım. 20. yılı doldu çünkü 1999 depreminin. Sonra araya başka şeyler girince kaldı, yazamadım. Şimdi yine bir deprem oldu. Elazığ’da. Şimdilik ilk gelen bilgi 22 kişinin hayatını kaybettiği yönünde. Ama henüz köylere ulaşılamadı. Birçok köyde sağlam ev kalmamış deniyor. Çok farklı bilgiler geliyor. Devletin kendi iletişim kanalları aracılığıyla verdiği bilgiler var ama genel anlamda devletlerin böyle durumlarda birçok farklı gerekçe (kimi mantıklı ve hatta belki gerekli, kimi ise bilgi saklamaya dönük) ile her bilgiyi paylaşmadığını biliyoruz. Umarım çok ciddi kayıplar olmadan ve depremden zarar gören herkesin (her inançtan özellikle de) aynı ilgiyi gördüğüne şahit oluruz.

1999 depreminde İstanbul’daydım ben. Deprem sırasında uyanamadım. Sonrasında ailem biraz zorlanarak beni uyandırdı ve evden çıktık. En ufak bir hazırlık olmadığı gibi milyonlarca insanın yaşadığı İstanbul’da kimse ne yapacağını bilmiyordu. Ciddi bir deprem kuşağında olan bir ülke olmamıza rağmen halkın bilinci sıfıra yakındı.

Deprem sonrasında olan biteni şimdi uzun uzun anlatmama gerek yok. Aradan geçen yıllarda farklı depremler oldu. Bir miktar öğrendiğimizi ve ders aldığımızı düşünsem de sonrasında “kentsel dönüşüm” adı altında yapılan inşaatları görünce çok da o düşüncelerim devam etmedi. Yine -mış gibi yapmaya devam ediyorduk. İnşaatın içinde bir mühendis olduğum için inşaatlardaki sıkıntıları dışarıdan bakınca dahi görebiliyorum. Hele de inşaat sırasındaki iş güvenliği zaafiyetlerini düşününce daha da kötü hissediyorum geleceğe dair.

Bizim gibi Japonya da bir deprem ülkesi. Fukuşima’daki depremi hepimiz biliyoruz. Deprem sonrasında nükleer santralde olanlar, denizin kirlenmesi, Japon hükümetinin sonrasındaki adımları vs. hepmizin malumu. Beni Japonlardan gelen özellikle bir açıklama çok etkilemişti:

Biz planlarımızı her zaman 100 senelik yaparız. Yalnız bilim insanlarının söylediğine göre böyle bir deprem 1000 yılda bir gelirmiş. Bu nedenle bundan sonraki planlarımızı 1000 senelik olarak yapacağız. (O bağlantıda bahsettiğimin benzeri bir bilgiyi görebilirsiniz)

Bu minvalde bir açıklaması vardı yetkililerin. Zaten müthiş planlı bir millet olan Japonlarla ülkemizi karşılaştıracak durum yok elbette. Yalnız böyle açıklamaları görünce memleket olarak nerede olduğumuzu tekrar tekrar sorguluyorum. 301 insanımızın hayatını kaybettiği Soma maden kazası sonrasında yetkililerin bu işin fıtratında olduğuna dair açıklamaları da tabii ülke olarak kafa yapımızı çok güzel anlatıyor.

Dün olan deprem sonrasında yine bir çok paylaşım, bir çok yorum yapılacak. Kimisi olumlu, kimisi olumsuz, herkes eleştirecek yaşananları. Yalnız bundan 1 ay sonra dahi insanların hayatları (depremden doğrudan etkilenmeyenler öncelikli olarak) eskisine dönecek ve yine depremi ve deprem gerçeğini unutacağız. Daha bu yaz İstanbul’da şiddetli sayılabilecek bir depremi yaşamamıza rağmen yakın zamanda yine unuttuk olan biteni.

Demem o ki halkın, sivil toplum kuruluşlarının, bilim insanlarının ve üniversitelerin yapabilecekleri çok sınırlı. Ancak bilinç oluşturmaya dair çalışabiliriz. Asıl çalışmayı devletin tüm kurumları ile yapması gerekiyor. Çünkü tüm kaynaklar devletin elinde. Bu olmaz ise, sonumuz nasıl olur kim bilir.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.