Erkek Olmanın Zor Yanları

Hep kadın olmanın zor olduğundan dem vurulur. Hemen her ortamda, her tartışmada..

Evet, kadın olmak gerçekten de zordur. Hem de çok. Sadece hamilelik ve doğal yollarla doğum sancısını düşünmek bile yeterli bunu anlamak için. Toplumumuz gibi ataerkil kültürlerde kadının yerini düşününce, siyasilerin konuşmalarında kadınlara biçtikleri rolleri (kadınlar çalışmak istemezse işsizlik oranlarının daha düşük olacağını iddia eden bir bakanımız bile oldu) düşününce, sonu gelmeyen ve yakın gelecekte de pek geleceği görünmeyen kadın cinayetlerini de düşününce, kadın olmanın zorluğunu çok daha iyi kavrayabiliyoruz.

Peki ya erkek olmak?

Erkek olmanın zorlukları?

Bunların üstünde düşünen var mıdır?

Baştan söyleyeyim, amacım kesinlikle kadın ile erkek olmanın karşılaştırmasını yapmak değil. Sadece erkek olmanın kendine göre zorlukları üzerinde az da olsa tartışmak, düşünmek, gerçekleri ortaya koymak. Bunu yaparken de bizim kültürümüze göre değerlendirdiğimi de baştan söylemem lazım.

Konumuza dönecek olursak, ben düşündüm erkek olmanın zorluklarını. Birkaç defa ciddi ciddi tartıştım bile arkadaşlarımla bu konuyu. Sonuçta kadın olmak kadar zor olmasa da kendine göre ciddi zorlukları var erkek olmanın. Hem de kadın tarafından çok da kolay anlaşılamayabilecek zorlukları.

Mesela erkekler ağlamaz.

Siz hiç hüngür hüngür ağlayan erkek gördünüz mü? Ben şahsen görmedim. Ben de, tek başıma, yalnız başıma bile hiç öyle hüngür hüngür ağladığımı hatırlamam. Erkek ağlamaz, ağlayamaz. Çünkü ağladığında zayıf görünür. Güçsüz ve zavallı görünür. Toplumsal bir konu. Kadınlar da, her ne kadar duygusal erkekleri sevdiklerini söyleseler de ağlayan erkek sevmezler. Erkeklerin, erkeklerinin güçlü olmasını isterler.

Erkekler güçlüdür. Her zaman ve her koşulda güçlü olmak zorundadır. Zayıflık gösteremez. Çok eski çağlardan beridir devam eden bir olgu bu. Hele de bizimki gibi Ortadoğu toplumlarında. İnsanlığın doğduğu topraklarda. Erkekler acı da çekse, duygusal anlamda çöküşte de olsa, sevgilisinden yeni de ayrılmış olsa, bir yakınını da kaybetmiş olsa, ne olursa olsun güçlü olmak, güçlü durmak zorundadır. Üzüldüğü, ağladığı görülürse küçük çocuk gibi davrandığı düşünülebilir. İstese de yapamaz yani.

Erkek baba olduğunda çocuğunu çok sevemez mesela. Sevse dahi bunu uluorta göstermesi hoş karşılanmaz. Duygusal görünür çünkü. Baba imajına terstir bu durum. Baba olan erkek hele de tanınan, bilinen bir kişiyse daha da zordur çocuğuna karşı yakın olması, yakınlık göstermesi.

Erkek dediğin her zaman hesabı öder. Herhangi bir yemeğe çıkıldığında, bir yere gidildiğinde hesabı kim isterse istesin masadaki erkeğe gelir hesap. O öder. Cebinde parası olması gerekiyordur. Parasız erkek mi olunur? Hayır tabii ki. Bir erkek, harcaması gerekmese dahi, cebinde parası varken daha güvende hisseder kendini.

Erkek dediğin üşümez. Bir yemeğe, partiye, etkinliğe gidilmiştir. Kadınlar en şık ve gösterişli kıyafetlerini giyer ve yanlarına en fazla incecik bir şal alırlar. Çünkü her an şık görünmek isterler. Tabii hava üşütmeye başladığında erkek ceketi ile imdada yetişmek durumundadır. Erkek çıkarıp verir kadına ceketini. Çünkü erkek dediğin insan değildir, üşümez.

Erkek korur ve kollar. Kimsenin korumasına ihtiyaç duymaz ama herkes onun korumasındadır. Ailenin reisidir. Herkesin sorunlarını çözmekle yükümlüdür. Kendi sorunları dahi olsa, kimse bilmez bunu, bilemez. Kendi içinde çözmesi gerekir.

‘Güzele bakmak sevaptır’ diye bir söz var. Trene bakmak gibisini kastetmiyorum gerçi ama erkek güzel kadına baktığında hiç hoş karşılanmaz bu durum. Öküz denir, abaza denir, bir sürü laf edilir. Ama bak güzele bakıyor denmez nedense.. Çünkü ayıptır bakmak.

Bir kadın bir erkekten hoşlansa da gidip konuşmaz, konuşamaz. Doğru görülmez. Kendisi de yanına gelinsin ister. Konuşulsun kendisiyle ister. Çünkü bu görev erkeğin görevidir. Karşısındakinin arkadaş olarak mı yoksa hoşlandığı için mi yakın davrandığını tahmin etmek ve doğru tahmin etmek zorundadır. Bir bakarsın yakınlaşmak istediği kişi kendisini arkadaş olarak görüyor ve tek seferde hem arkadaşını hem de hoşlandığı kişiyi kaybeder. En modern kadınlar bile erkeğin ilk adımı atmasını bekler, ister, tercih eder.

Şimdi aklıma geldi de, kadınlar günü vardır ama erkekler günü yoktur diye bilirdim. Rusya’da aslında asker günü olarak kutlanan gün değil, genel anlamda erkekler günü yani, varmış. Hem de bugünmüş (19 Kasım). Aynı zamanda Dünya Tuvalet Günü. 6 sene önce ilk yazdığımda bir günümüz dahi yokmuş. Şimdi ise bir günümüz var ama Tuvalet Günü ile aynı gün. Olayın acı tarafını değerlendirmeyi size bırakıyorum.

Erkek dediğin (eşi çalışmayanlar özellikle) eve geldiğinde işteki yorgunluğunun üstüne bir de kadının konuşmalarını, anlatmalarını (kimine göre dırdırını) dinlemek durumundadır. Şimdi “dinleyecek tabii ki!” diyebilirsiniz. Haklısınız da. Yalnız konumuzla ilgisi yok. Amacım erkek olmanın zor yanlarından bahsetmek daha çok.

Bu liste daha uzar gider. Bir çok şey var çünkü. Yalnız gerçek olan birşey var ki o da erkek olmak da zordur.

Hayat sürekli değişiyor, gelişiyor. 6 sene önce yazdığım bazı konular az da olsa geçerliliğini kaybetmiş olarak gördüm şimdi düşününce. Bundan 6 sene sonra da yine değişecek tabii ki. Sevindiğim birşey bu benim. Bazı fizyolojik ve genetik farkların haricinde daha çok birbirimize benzemeye, birbirimize dönüşmeye devam ediyoruz. Bu iyi mi değil mi? Bence iyi ya da kötü olması gerekmiyor. Sadece gerçek olduğunu bilmemiz bence yeterli. Siz ne dersiniz?

Fotoğraf: http://turkcaps.com/wp-content/uploads/erkek2.jpg

Dipnot: Bu yazıyı aslında 16 Eylül 2014’te yazmışım. Bugün de (birkaç dakika fark ile) Dünya Erkekler Günü olduğunu öğrenince tekrar burada bazı güncellemelerle birlikte paylaşayım istedim. İlk hali burada.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: