Korona ve Hayat

Bugün arkadaşımla görüştükten sonra merkeze doğru gideyim dedim .Tottenham Court Road durağı yakınlarında indim ve başladım yürümeye. Aslında hedefim sahile inmekti ama SoHo tarafında yürürken yine sokaklara inen restoranları, sokakların restoranlara yer açmak için kapatılmasını görünce yine ilgimi çekti. Bilmeyenler için Ağustos ayı boyunca devlet restoranları desteklemek  ve insanları buralara gitmeye  teşvik etmek  için yedikleri yemek ve meşrubatların bedelinin %50’sini ödediğini söylemem lazım. Kişi başı limit £10.

Bu kampanyadan kaynaklı olarak  insanlar  birçok restoranın girişinde kuyruk oluşturmuştu. Tabii Türkiye’den yeni gelince oradaki  durumla buradakini kolaylıkla karşılaştırma imkanı buldum. İstanbul’da insanlar her yerde ve her zaman maske takmak zorunda. Yasal zorunluluk olduğundan birçok insan da bunun gereğini yapıyor. İngiltere’de, özelinde ise Londra’da henüz her yerde zorunluluk olmadığından insnalar sadece toplu taşıma araçlarını  kullanırken  maske takıyor  büyük ölçüde. Yalnız Türkiye’deki gibi insanlar birbirlerine çok yakın durmuyorlar. SoHo hariç.

Fotoğraflardan da görebileceğiniz gibi masalar normal zamandaki kadar dip dibe konmamış olsa da yine de yakın  birbirine. Ayrıca arada yürüyen insanlar, bazı restoranlara girmek için sıraya  girmiş olanları görünce kalabalık çok ciddiydi. Birkaç farklı noktada taşıyıcı insanlar olsa en az birkaçyüz kişiye kolaylıkla bulaştırabilirlerdi bu akşamki durumda.

Tabii ki oralarda yürürken her an maskem yüzümdeydi. Çünkü diğer insanlara yakın yürümek zorunda kaldığım anlar çok oldu.

Biraz ilerleyince China Town, yani Çin Mahallesi bölgesinde de benzer uygulamların olduğunu gördüm. Picadilly Circus, Leicester Square de benzer durumdaydı. İngiliz hükümeti koronavirüs ile başa çıkmaya çalışırken bir yandan da batmasın diye sürekli maddi destek verdiği işletmeleri kurtarmaya çalışıyordu. Her yerde asılı uyarıların da hiçbir işe yaramadığını söylememe gerek yok tabii ki. En basit anlamda sosyal, daha doğrusu fiziksel mesafeyi korumanın hiçbir mümkünatı yoktu.

Oralarda yürürken aklımdan birkaç şey geçti. Bir yerde oturmak istedim. Fakat oturursam para harcamam gerekecekti. O nedenle oturmasam daha iyi olacaktı. Tektim, biraz sıkıcı olabilirdi oturmak. Bahaneler buluyordum kendi kendime ama henüz bunlar düşünsel boyutta değil, bilinçaltımda dolaşıyordu. Aynı yerlerde bir yandan başıboş yürüyor, bir yandan da birşey yapmam gerektiğini hissediyordum. Bir yerde oturmak istiyor olsam da sürekli gözüme kestirdiğim yerlerde oturmamak için kendime bahaneler buluyordum.

Bir süre sonra en kötü karar kararsızlıktan iyidir mantığı ile eve gitmeye karar verdim. Hemen ardından da tam aksine oturacak yer bulmaya daha fazla odaklandığımı hissettim. O arada bilinçaltımda bir yerde oturmak istememe rağmen hiçbir yeri beğenmediğimi fark ettim. Yani düşünceler bilinçaltımdan bilinç seviyesine geldi.

Kendi kendime sordum niye bir yerde oturmadığımı ve her yerle ilgili bahane bulmamın nedenlerini. Cevap aslında para harcamak falan değildi. Virüs kapmak istemediğim için bir yerde oturmak istemediğimi o anda anladım. Asıl neden başka idi yani. Sonunda ise The Three Grey Hounds adlı bir puba oturmaya karar verdim. Dışarıda, nispeten kenarda bir masa vardı ama çok kişiye yönelik olduğundan  içeride tek başıma oturabileceğim bir yer gösterdi garson kadın. Sonunda o akşam attığım onca adımın hakkını vermek adına Apple Cider (elma şarabı diye çevriliyormuş) sipariş verdim.

Peki bunu niye paylaştım sizlerle? Günlük hayatta birçok kararımızı otomatik veriyoruz. Motor fonksiyonlara dönüşmüş neredeyse. Metroya binmek, yemek yapmak, iş çıkışı arkadaşlarla buluşup  bir yerlere gitmek vs. Düşünmenin pek işin içinde olmadığı faaliyetler yani. Kötü bir durum kesinlikle. Farkında olduğumuz zaman hayatımızın kontrolü daha çok elimizde oluyor. Ve çok daha dolu dolu yaşayabiliyoruz.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: