Wimbledon Tenis Turnuvası 2021

Geçenlerde önce üniversiteden arkadaşımla, sonra da ev arkadaşımla Wimbledon Tenis Turnuvası üzerine sohbet ederken aklıma geldi ve kontrol etmiştim bilet fiyatlarını. Çok değişkendi fiyatlar. £100’ün üzerinden başlayıp final maçının bileti £2000 civarına çıkıyordu kişi başı. Asıl kaynak olan Wimbledon’un websitesine bakayım derken de üye oldum. Birkaç gün sonra öğleden sonra 14.30 gibi biletlerin satışa sunulduğu epostası geldi. 17.00 gibi de biletler bitmişti. Ben şansa 12. korttan 2 bilet alabildim ilk gün için, tanesi £30’a. Grounds denen biletler dışarıdan izleme, Wimbledon Park’a girme için olan biletlerdendi. Şimdiki aklım olsa onlardan da en azından 1 gün için alırdım. Gelelim Pazartesi gününe.

Tenis kortlarına gitmek için Southfields metro durağında indim. Yaklaşık 2km gibi bir mesafe vardı. Otobüs de var kortun yakınına kadar gitmek için. Durağın bu mesafeye yapılması kesinlikle tesadüf değil bence. Çünkü yoğunluktan ve binlerce insanın katıldığı bir etkinlikten dolayı, araya biraz mesafe bırakılması gayet mantıklı olmuş.

Organizasyonun başladığını daha indiğim metro durağında gördüm. Görevliler hemen dışarıdaydı. Durağın içinde de tenise ve Wimbledon’a dair görseller ve reklamlar vardı. Görevliler sürekli olarak bilgi veriyor, ellerindeki haritaları dağıtıyorlardı gelenlere. Ve gerçekten çok sayıda görevli vardı metro durağının çıkışında. Bir harita alıp içeriye yiyecek ve içecek götürüp götüremeyeceğimi sordum. Alkol sorun olabilir ama diğerleri konusunda sorun yok dedi.

Tüm gün sürecek bir etkinliğe katılmadan önce takviye almak gayet mantıklı hareket oldu. Hemen yakında Tesco ve Sainsbury’s marketleri vardı. Tesco biraz daha uygun fiyatlı olduğundan oraya yöneldim. Saat 10.15 idi. İki sandviç, atıştırmalıklar ve içecekler aldım. Hepsi de elimdeki market poşetinde idi.

Otobüse bindim daha hızlı gitmek için. Fakat 2 durak erkenden indim, trafik oluştuğu için hemen önümüzde. Biraz yürüyünce alana girmek için birkaç farklı sıra olduğunu gördüm. Yine buralarda da çok sayıda görevli sürekli bilgilendirme yapıyor ve yardımcı oluyorlardı. Ben biraz daha ilerleyip nispeten daha az insanın olduğu Gate 3’ten girdim içeriye. Sıraya ve sonrasında içeriye girmem toplam 15dk civarı sürmedi. Kuyrukta kapıya yaklaşırken Covid durumumu kontrol eden görevliler gelip bilgi istediler. Hemen NHS uygulaması üzerinden 2 akşam önce yaptığım test ve sonuncunda aldığım QR kodu gösterdim. Bileğime pembe bandı geçirip devam dediler. Devletin de bu çaplı büyük organizasyonlar için talebi ya en fazla 48 saat içinde alınmış negatif hızlı kovid test raporu ya da iki aşının da yapılmış ve üzerinden en az 14 gün geçmiş olmasıydı. Ben ikinci aşımı Cumartesi günü yaptırmış olmama rağmen sadece 2 gün geçiyor olduğundan eczaneden ücretsiz hızlı test kitini alıp evde kendime testi yaptım. Ve onun sonucu ile bu etkinliğe katılma hakkım oldu.

İçeride önce çanta kontrolü, sonra üst kontrolü yapıldı. Ayrıca bileti de göstermek gerekiyordu. Burada da çok sayıda görevli vardı. Nispeten hızlı şekilde buradan da geçtikten sonra maçın yapılacağı kortu bulmaya çalıştım. 11.00’de ilk maç başlayacaktı çünkü. 10dk civarında zamanım kalmıştı. İçeride binlerce insan vardı ama kaos denen bir havadan ziyade düzen vardı.

Her yerde farklı üniforması olan görevliler vardı. Ya doğrudan yardımcı oluyorlar, ya da doğrudan yardımcı olabilecek insanlara yönlendiriyorlardı gelen misafirleri. Ve herkes ciddi bilgi sahibiydi. Kortun kapısına geldiğimde oturacağım yer halen daha görünmüyordu. Biletlerle ilgili bir yere geri dönmem gerekti. Orada yine bir görevli yaklaşık 30-40 kişinin olduğu bir sırayı gösterdi. Sırada beklerken gelen biri uygulamayı güncelleyince sorunun ortadan kalktığını söyleyince hemen yaptım ve yerim belli oldu. Tabii korta gittiğimde benzer sorunlardan dolayı herkesin dilediği yerde oturabileceğini öğrendim. En ön sıraya geçtim böylece. Tiyatroda olduğu gibi en önden izlemenin keyfi çok başkaydı çünkü tenisi.

12. kortun hemen önünde üzerinde şemsiyeler olan masalar vardı. İnsanlar oturmuş keyiflerine bakıyor, birlikte geldikleri arkadaşları ya da orada tanıştığı insanlarla sohbet ediyorlardı. Orada piknik sepeti ile birçok yiyecek ve alkol getirenleri de gördüm. Yeri gelmişken, içerideki fiyatlar normalde dışarıda bir yerde alacağınız fiyatlarda olması güzel bir haber oldu. Bir pint bira £5.50 idi. Yani dışarıdaki bir pub ya da barda alabileceğiniz fiyatta. Yiyecekler de yaklaşık £5-10 arası değişiyordu. Genel anlamda içerideki fiyatlar dışarıdaki fiyatlardan daha pahalı değildi yani.

Bu arada arkadaşım da geldi. Oturmaya devam ettik içeride. Maçı bekliyorduk. Yarım saatte bir anons ile yağmurdan dolayı maçın başlangıcının ertelendiğini bize bildirdiler. 11.10 gibi yere birkaç yağmur damlası gelince hemen görevliler tam bir askeri düzenle yer örtüsünün başına geçerek sahanın tamamını kapladılar branda ile. Yalnız brandanın bir tarafından da iki motor ile hava veriliyordu brandanın altına. Böylece branda havalanıyor, şişiyor, üstünde de su biriktirmiyordu. Su kenarlardaki oluklardan akıp gidiyordu. Müthiş pratik ve efektif bir yöntem diye düşündüm ben de.

Genel olarak alanda olduğu kadar sahanın içinde de çok sayıda görevli vardı. Ve bu görevlilerin kıyafetleri de çok çeşitliydi. Top toplayıcıların kıyafetleri aynı gibi olmasına rağmen farklı kortlardaki görevlilerin kıyafetleri farklı renklerdeydi. Görevliler için yiyecek ve içecek sepetleri vardı ve buradan ihtiyaçlarını karşılıyorlardı.

Saat 13.40 gibi bir görevli gelip 1. kortun 3. seviyesine gidip oradan biraz tenis izleyebileceğimizi söyleyince yağmuru falan unutup hemen 1. korta doğru koştuk. Her tenis maçında olduğu gibi sadece aralarda yerlerimize geçmemize izin vardı. Biraz kapıda beklesek de sonrasında korta girip güzel bir yer bulduk kendimize.

Sabalenka-Niculescu kadınlar maçı izlediğimiz ilk maç oldu, biraz ortasından yetişsek de. Sonrasında Tiafoe-Tsitsipas ve Swiatek-Hsieh maçlarını izledik. Sonra 12. korta dönüp arkadaşımın isteği ile O’Connel-Monfils maçını izledik biraz. Spor karşılaşmalarındaki seyirci faktörünü orada biraz daha fark ettim. 12. kort nispeten daha ufak bir kort olduğu için seyirci de o kadar etkili değildi. Maç biraz sıkıcı geçince tekrar 1. korta döndük. Ahn-Watson maçı devam ediyordu. Saat 21.00’e kadar da onu izledik. Yalnız hava karardığı ve artık dönme gerektiği için son seti izlemeden ayrıldık alandan.

O’Connel-Monfils maçı haricinde diğer 3 maç da ciddi çekişmeli ve keyifliydi. Seyirciler genelde gayet sessiz, sadece herhangi bir taraf puan, set ya da oyun kazandığında tebrik ediyorlardı. Gayet kaliteli bir seyirci kitlesi vardı sahada. Oyuncular da keyifli oynuyordu. Saat 16.00 gibi yağmur kesip hava açınca 1. kortun üstünde bulunan, daha sonra öğrendiğim kadarıyla £100milyona mal olan açılır kapanır kapak açıldı ve biraz güneş ışığında maçları izledik.

Birinci kortun hemen önünde bulunan çimlerde onlarca insan oturmuş kortun duvarlarından birine asılmış dev ekranda maçları izliyorlardı. Öğrendiğim kadarıyla grounds bileti alanlardı buradaki insanlar. Benim de burada yaşayanlara önerim normal bilet almasalar dahi mutlaka en az bir gün grounds bileti alıp maçları orada izlemeleri. Belli başlı büyük kortların dışında ufak çok sayıda kort da vardı alanın içinde. Ve bu kortlardaki maçları hemen yandan geçenler izleyebiliyordu. Grounds bileti alıp bu ufak kortlardaki maçları da ayakta izleme şansına sahip olabilirsiniz yani. Bence değerlendirmek gerek.

Çizgi hakemleri sürekli olarak yer değiştiriyor, farklı ekipler görev alıyordu. Bunun özellikle dikkat kaybının önlenmesi ve dolayısıyla maçın düzeninin korunması amacıyla yapıldığını öğrendim. Top toplayıcı gençler ciddi anlamda askeri düzenle ve çok seri hareket ediyorlardı. Dışarıdaki görevliler, içeride kapılardaki görevliler ve tüm diğer görevlileri düşününce binlerce insanın görev yaptığını fark ettim. Çıkarımım şu şekilde: İngilizler organizasyon yapmayı çok iyi biliyorlar. Ve gelen insanlar da genelde önlemlerini almış, şemsiye ya da yağmurluklarını getirmiş bilinçli insanlardı. İçeride maskesiz gezen insanlar olsa da katılımcıların en az dörtte üçünde maske vardı.

Fotoğraf makinem yanımda olmasa da telefonumla farklı anları kapsayacak şekilde fotoğraflar çekmeye çalıştım. Dediğim gibi, çok keyifli bir ortam ve harika bir organizasyondu. Dönüşte de yine görevliler metro istasyonunun içinde dahi görev almışlardı. Mesela durakta bekleyen fazla insan varsa metro durağının girişindeki ışıklarda insanları bekleten görevliler vardı. Durağın içindeki görevliler insanların treni durağın girişinde değil her yerinde beklemelerine dair yönlendiriyorlardı. Amaç gelen trenin dolup taşmasını engellemek, her gelen trenin tüm vagonlarını makul seviyede doldurmaya çalışmaktı. Trende de sürekli anonslarla Southfields durağındaki yoğunluğa dair anonslar yapılıp diğer yolcular uyarılıyordu.

Baştan sonra kesinlikle herkese tavsiye edebileceğim bir etkinlik oldu. Az önce bahsettiğim gibi, sadece grounds bileti alıp alanda gezmek, çimlerde oturup dev ekrandan maçı izlemek dahi müthiş keyifli.

Aklınızda organizasyona dair sorular varsa yazarsanız elimden geldiğince yanıtlamaya çalışırım.

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: