Siz Hiç Azınlık Oldunuz Mu?

Cevapları bir yandan merak ediyorum. Yalnız diğer yandan da biliyorum. Çoğunluk için bu sorunun cevabı kocaman bir HAYIR. Neden mi? Çünkü azınlık olmaz için az olmak gerekir. Sizin gibi, size benzer düşünen çok fazla insan varsa, bu çok fazla sayı olarak değil de oran olarak sizin gibi düşünmeyenlerin oranının üstündeyse zaten azınlık olamazsınız. Gayet düz mantık ile söylüyorum bunu. Gelin biraz daha detaylandıralım.

1- Bir toplulukta kendine özgü nitelikler bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar, azlık, ekalliyet, çoğunluk karşıtı.

2- Bir oylama sırasında sayıca az olma durumu.

3- Bir ülkede ayrı soydan veya inançtan olan ve sayıca az bulunan topluluk, ekalliyet.

Böyle 3 anlamı var TDK Sözlük’te. Yani az olmanız lazım azınlık olmanız için. Mesela seçimlerde en fazla oy alan partiye oy veriyorsanız, azınlık değilsinizdir.

Yaşadığınız ülkedeki/şehirdeki/kasabadaki nüfusun çoğunluğunu oluşturan ırka mensupsanız yine azınlık değilsinizdir.

Yine yaşadığınız memleketteki çoğunluğun dinine mensupsanız, azınlık değilsinizdir.

Polis kimliğinize baktığında birçokları gibi size de “geç” diyorsa, yine azınlık değilsinizdir.

Okulda, sınıfta, en yüksek oy alan kişiye oy verenlerden biriyseniz, yine azınlık değilsinizdir.

Azınlık olmak, hele de doğuştan ise, çocukluktan itibaren insanın hayatını ciddi anlamda zorlaştırabilir. Ama aynı zamanda zenginleştirebilir de. Tamamen neresinden baktığınıza bağlı.

Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce düşündüğümde “Ben hiç çoğunluktan biri olmadım, hep azınlık oldum” diye yazacaktım. Fakat yazdıkça, düşüncelerim bana biraz daha alan açtıkça, aslında çoğunluk olduğum zamanların da olduğunu fark ettim. Mesela birçok açıdan memleketimde, Ağrı’da azınlık değil çoğunluktaydım, görüntü, ırk, konuşma ve daha birçok açıdan. Ama Ağrı’da dahi azınlıkta kaldığım alanlar o kadar çoktu ki, şimdi düşününce farkına varıyorum.

Mesela okulun açılmasını dört gözle beklerdim, tatilin daha da uzamasını isteyen arkadaşlarımın aksine. Kendi çabamla çok düzgün bir Türkçe konuşmaya başladım lise hazırlık sınıfının tatili sürecinde. Sınavlarda hiçbir zaman ortalamaya yakın not almadım mesela. Ortaokulda Serpil Sarı isimli bir Türkçe öğretmenimiz vardı, Van’da. Onu seven ve onun sevdiği nadir öğrencilerdendim. Orada da oldukça azınlıktaydım. Şu anda 3. ülkede yaşıyorum. Her yaşadığım ülkede yine azınlıktaydım ve halen daha öyleyim. Daha örnekleri çok fazla sıralayabilirim.

Bu arada azınlık olmak demek bir nevi muhalefet olmak da demek. Çünkü iktidar çoğunluğun elindedir koalisyonları saymaz isek. Ben hiçbir zaman iktidarda olanı desteklemedim. Hatta siyasi ya da başka şekillerde, desteklediğim kişiyi/partiyi en fazla eleştirdim. Çünkü bakış açım, yaklaşımım bunu gerektiriyordu.

Ha, bu arada, “Sezar’ın hakkını da Sezar’a vermek gerekir” sözünü unutmam. Yani doğruya, yapandan tamamen bağımsız olarak, doğru demek gerekir. Bunu da unutmam, unutmamaya çalışırım.

Lisedeydi sanırım, bir öğretmenimiz ‘Sınav kağıtlarını okurken isim yerini kapatıp ona göre okur, not veririm’ demişti. Çok önemli bu. Söyleyenden bağımsız olarak söyleneni yorumlamayı ve ona göre not vermeyi gerektiriyor bu. Adil olmayı diğer bir deyişle.

Bu arada düşünce açısından azınlık olmak için insanın kendi doğrusu olması gerekiyor. Kolay değil. Kendi doğrusu olunca insanın, azınlık oluyor çünkü. ‘Ne alaka?’ diyebilirsiniz. Hemen anlatayım: Dünyada 7.8 milyar insan yaşıyor. Bunun da anlamı kabaca aynı konuda dahi olsa 7.8 milyar fikir demektir. Kendi fikriniz varsa çoğunluğun içinde olamazsınız. İnsan olarak da kendimizi sürekli bir yerlere ait hissetmeye çalışıyoruz, bir yerlerle, gruplarla, organizasyonlar, partiler, inançlarla kendimizi tanımlıyoruz. Aslında onların hepsinden çok daha fazlası da olabiliyoruz ama zor geliyor bu. İnsan, doğası gereği (bu insan doğası tanımlarını çok sevmem gerçi ama burada lazım), kolay olanı seviyor ve ait olma ihtiyacına sahip. Burada da kolay olan bir grubu seçmek. Oraya ait görmek kendimizi. Ben kendimi muhafelete ait görüyorum. Ama Azem isimli muhalefete ait. Başka hiçbir üyesi olmayan bir muhalefete. Çünkü tamamiyle görüşlerimin örtüştüğü hiç kimse yok. Olamaz da. Maddenin ruhuna aykırı olması.

Biraz fazla dağıttığımın farkındayım. Hemen toparlayayım. Azınlık olmak diyorduk. Aslında çok keyiflidir. Zor ama keyiflidir. Kendiniz olursunuz. Yeri gelmişken sorayım: Kendinizi seviyor musunuz?

Yine ‘Ne alakası var? Tabii ki kendimi seviyorum.’ diyenler çıkacaktır. Çıksınlar tabii ki. Sorun yok. Yalnız bu soruyu çok ciddi soruyorum. Kendinizi gerçekten seviyor musunuz? Bence yeterince düşünürseniz, buna hayır diyenleriniz çıkacaktır. Hem de bence çoğunluk hayır diyebilir. Normal olarak. Neden normal olduğunu açıklamayacağım.

Yeniden döneyim azınlık olmak konusuna. Mesela bir memlekette azınlık iseniz, dil açısından, en az 2 dil konuşuyorsunuz demektir. Diğer insanlardan fazlasınızdır yani.

Mesela din olarak azınlık iseniz o zaman da yine çoğunluğa göre daha zenginsinizdir. Hem kendi dininizi hem de çoğunluğun dinini, kültürünü öğrenebilirsiniz. Yeri gelmişken kültürde de aynı durum geçerli, evet. Azınlıkta iseniz çoğunluğun da kültürünü ister istemez öğrenirsiniz. Bu da sizi ciddi anlamda zenginleştiren bir olgudur. Azınlık olduğunuzda, hayat çok da kolay değildir, evet. Ama çok daha zengindir. Fark edersiniz bunu.

Demokratik bir ülkede yaşıyor ama azınlıktaysanız ülkeyi çoğunluk yönetse dahi sizin azınlık olarak sesiniz öyle ya da böyle duyulur. Türkiye gibi ülkeleri kastetmediğimi dipnot olarak belirteyim bu arada. Gerçek anlamda demokrasilerin olduğu memleketlerden söz ediyorum. Sadece Almanya ve Yeşiller Partisi’ni örnek vereyim. Koalisyonların tartışmasız ortağı ve Yeşiller’i ortak almak isteyen partiler Yeşiller’in politikalarını ve vaatlerini de gerçekleştirmek zorunda kalıyor. Azınlık olmak çoğunluğun size tabi olmasına da neden olabiliyor yani, yeri geldiğinde. Ha, bir de Köln’de yaşarken sadece belli süreli oturum iznim olmasına rağmen yerel bir seçimde oy kullanmak için adresime oy pusulası gönderdiler. Buna sanırım demokrasi deniyor.

Demokrasi dediğimiz yönetim sistemi çoğunluğun yönettiği, ama azınlığın da korunduğu yönetim sistemidir. Azınlık yok sayılamaz demokrasilerde. O nedenle azınlık olmaktan korkmamak gerek. Hatta azınlık olmanın keyfine dahi varmalı bence insan.

Şimdi tekrar düşünelim. Anlattığım farklı açılardan da bakınca, siz hiç azınlık oldunuz mu?

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: