Bir gece trendeki sohbet

Bir kış gecesinde saat 01.21’de kaldığım bölgeye giden son tramvaya yetişmek için kolumda montum, sırtımda çantam, koşturuyordum.

Tramvay vardı durağa. Benim bineceğim yer tramvayın ön tarafından olduğu için makinist beni fark etti. Birkaç saniye bekledi beni. Bindim tramvaya, elimi kaldırarak teşekkür ettim makiniste ve tramvay hareket etti. Gece son sefer olduğu için nispeten dolu sayılırdı tramvay. Yine de bir yer buldum ve oturdum. Tabii o zamanlar maske yoktu ve insanlar yan yana oturabiliyordu gönül rahatlığı ile.

Koşturmadan dolayı nefes nefese kalmıştım. Biraz sonra yan tarafta Alman olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sayılabilecek biri ile sohbete başladık. Türkiye’den geldiğimi söyledim. Memleketin %10’u ile aynı durumda olduğum için yadırgamadı beni. Zaten öyle yadırgayan kimseyle de karşılaşmadım desem yalan olmaz, 1 sene içinde.

Sohbet sırasında bir ara bana aradan seneler geçse de unutmayacağım ve her fırsatta tekrarlayacağım şu sözü söyledi:

– Şu tramvayda her türden insan var. Her gelir seviyesinden insan da var. Yani memleketin en fakiri de, en zengini de şu anda bu tramvayda seyahat ediyor. Yalnız sen kimin fakir, kimin zengin olduğunu bilemezsin. Herkes eşittir ve aynıdır, aynı haklara sahiptir bu tramvayda.

Geçenlerde Türkiye’ye dair bir muhabbet aklıma geldi sonra. Bir kafede Türk kahvesinin fiyatı 30 lira imiş. Bir Türk kahvesinin fiyatı o kadar olur muymuş. Sonra açıklaması geldi. 30 lira sadece kahveye verdiğin para değilmiş. O fiyatı veremeyenlerle bir arada olmamamak için verdiğin bir bedelmiş 30 lira.

“30 lirayı veremeyenlerle bir arada olmamamak için verdiğin bedel” bana bölünmüşlüğü, özellikle de zihinlerdeki bölünmeyi hatırlattı. Evet, Türkiye’de, hele de İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük memleketlerde, Bodrum, Çeşme, Fethiye gibi tatil kasabalarında da durum aynı. Kendi verebildiği parayı veremeyenlerle aynı ortamda bulunmama gayretkeşliği. Herkesin derdi arabayla seyahat etmek örneğin. Çünkü metrobüsü kullanan insanlarla aynı ortamda bulunmak istemiyor o insanlar. Kendilerini daha üstün, daha farklı, daha değerli, daha …, görüyorlar muhtemelen. Noktalı yere yazılabilecek daha çok detay var. Plajlar başka bir örnek. Özel plajlar. Yasal olarak özel plaj olamayacağı halde hem de. Bir lahmacuna verilebilecek en yüksek bedel. Ya da donuyla denize giren insanların paylaşılıp dalga geçildiği sosyal medya paylaşımları.

Bu gibi durumlar ne yazık ki bizim gibi gelişmeyi giydiği kıyafetin ya da kullandığı parfümün, arabanın markasıyla sınırlı gören zihniyetle ilgili. Yani bazı insanların kendilerini diğer insanlardan, özellikle de fakir kesimden daha üstün görmeleri. Daha ayrıcalıklı, daha farklı, daha üst sınıf…

Dönüp Londra’daki duruma bakıyorum. Evet, burada da sınıfsal ayrımlar var. Zaten aristokrasinin ilk çıktığı yerlerden biri İngiltere. Yalnız günlük hayata etki eden yanı pek yok bu durumun. Yani asgari ücretle çalışanlar dahi güzel yerlerde yemek yiyebiliyor. Ha, Nusr’et’e gitmiyor tabii ki. Zaten oraya gidenlerin verdiği paralara şaşırıyorum. Yalnız diğer yandan kıyafet olarak da hemen her ekonomik durumdaki insan benzer markaları giyebiliyor. Ya da trende herkes yan yana seyahat edebiliyor. Kimsenin kimseyi kıyafetinden, tarzından, ten renginden, konuştuğu dilden dolayı yargılamadığı bir ortamda. Birkaç gün önce genç bir adam gördüm durakta, kıyafetleri biraz eski, ayakları çıplaktı… O da diğer herkes gibi aramızdan biriydi sadece.

Geçenlerde biriyle konuşmuştum burada da. “Burada kimse kimsenin özelini sormaz. Kendi işiyle ilgilenir. Senin işini, ne kadar kazandığını vs. sorgulamaz. Buranın insanının en güzel yanı da bu” demişti. Çok güzel değil mi sizce de? İnsanları mesleğine göre, memleketine göre, ırkına, dinine göre, diline göre kategorileştirmek yok yani. Çok daha harmonize bir toplum var. Keyifli olan da bu ayrımların bir arada olması. Bir 50p madeni paranın arkasında yazar, “Diversity Built Britain”. Yani “Çeşitlilik Britanya’yı inla etti”. Bunu sağlamanın çok yolu var. Onları da ayrı bir yazıda paylaşacağım.

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: