İletişim ve Kendini Tanıtmanın Önemi

Seneler önce Köln’de gönüllü çalıştığım yerde bir gün tutorum Dominique elinde telefonla bana geldi ve “Biri seni istiyor” dedi. Yüzü asıktı. Telefonda konuştuktan sonra sorunca söyledi. Kardeşim aramış. Kendisini tanıtmadan benimle görüşmek istediğini söylemiş. O da şaşırmış ve anlamamıştı bu durumu. Çünkü onlara öyle öğretilmemiş.

Nezaket, Almanya’da çocuklara da öğrettiğimiz ilk konulardan biriydi.

  • Birşey isterken “lütfen” demek ve “rica etmek”. “Bana şunu ver” değil, “Bana şunu verir misin lütfen?” demek diğer bir deyişle.
  • Birşey alırken “teşekkür etmek”.
  • Bir kişiye hitap ederken mümkün olduğunca o kişinin adını kullanarak seslenmek. Mecbur kalmadıkça o kişiye dokunmamak. Yani sırtını parmağımızla dürtmemek diğer bir deyişle.
  • Bir insanla konuşurken güler yüzlü ve nazik olmak.

Özellikle ilk ikisi kritik önemliydi ve çok dikkat ediyorduk bu kuralların uygulanmasına. Çocuklar çok sevmeseler de bu kuralları, uyguluyorlardı. Zaman içinde bunun gerçekten de insanlara, yetişkinlere de yerleşmiş olduğunu fark etmiştim.

Bu konuların dışında bir de en başta bahsettiğim konu vardı. Telefonda birini ararken öncelikle kendini tanıtıp sonrasında ne istediğini söylemek. Çok önemliydi.

Düşünün: Biri sizi arıyor ve başlıyor konuşmaya. Tanımadığınız biri. İlk aşamada anlamaya çalışırsınız karşınızdakini. Anlamayınca sorular sorarsınız kim oldukları ile ilgili. Sonra detay talep edersiniz. Bu böyle kimi zaman 2 dakika ya da daha uzun dahi sürebilir. Böylece bir sürü cümle kurmuş olur, sonuçta kendimizi ifade edememiş oluruz. İletişim çatışmaları da bundan doğuyor aslında. Karşımızdakinin anlayacağı değil, kendi anlatmak istediğimiz gibi anlatmaktan, anlatmaya çalışmaktan.

O dönemden kalan bir alışkanlıkla halen daha tanımadığım bir numara aradığında “Merhaba” demek yerine “Azem” diye cevap veriyorum. Birçok insan şaşırıyor buna. Ama aslında çok makul birşey. En basitinden çoğumuz doğrudan tanıdığımız bir kişiyi tanıdığımız bir numaradan aramıyorsak “Alo, kiminle görüşüyorum” diye başlamıyor muyuz konuşmamıza? İşte ben bu sorunun cevabını peşinen veriyorum. Böylece karşımdakine ve kendime zaman kazandırmış oluyorum.

Son zamanlarda websitemde yazdığım çeşitli yazılardan dolayı insanların bana özelden mesaj attığı oluyor. “Merhaba” deyip başlıyorlar yazmaya. Bazen bunu yaparken kelimeleri eksik yazdıkları, selam dahi vermedikleri, kendilerinden hiçbir şekilde bahsetmedikleri çok fazla oluyor. Öyle olunca ben de ona göre cevap veriyorum.

Soru soran kişi kendini ve durumunu anlattıysa, elimden geldiğince detaylı şekilde açıklama yazıyorum. Tabii zamanım yettiğince de. Ama detay yoksa ben de ona göre eksik cevap veriyorum. Hatta bir yazışmayı aktarayım size de. Bu kişi muhtemelen zaten iş planı konusundaki yazımı okuduktan sonra yazıyor. Ben de bana yazdığı şekilde cevap verdim. Ona rağmen anlamayınca uzun uzun cevap yazdım.

Soldaki konuşmanın devamı. Ben de yine detay soruyorum. Helen daha gelmeyince de en basit verebileceğim cevabı verip konuşmayı bitiriyorum.

Herhangi bir durumda talep eden siz iseniz karşınızdakinden değil sizden gelmesi gerekiyor takip. “Ben söyledim ama cevap vermedi” ya da “Ben elimden geleni yaptım” dediğinizde mağdur olan yine siz olursunuz çünkü. Bu iki cümle de kendi vicdanınızı kendinize karşı rahatlatmaya çalışmaktan öteye geçemez. Sonuç ise sizin zararınızadır muhtemelen. Son cevabım anlamayan bir insana verilecek en basit cevap.

Çünkü ısrarla sormanıza rağmen ısrarla cevap vermemek konusunda direniyor. Ben de zamanımı daha fazla vermemek için kestirme bir cevapla konuyu kapatıyorum.

Tam olarak kendinizi tanıtıp sorunuzu sormadığınızda alacağınız cevaplar da yine muhtemelen tam olmaz. İçinde bulunduğumuz zamanda hemen herkesin en büyük problemi zaman sıkıntısı. Ve yine herkesin talebi de başkalarının zamanı. Bir şekilde kendileri internette araştırma yaparak bulabilecekleri soruların birçoğunu doğrudan insanlardan talep eden o kadar çok insan gördüm ki. Halbuki çok risklidir insanlardan doğru cevap almaya çalışmak. Herkes kendine göre olan cevabı verir. Kendi deneyimlerine göre yani. Halbuki konunun herkese hitap eden bir cevabı da olabilir.

Mesela “İngiltere’ye girişte korona testi talep ediliyor mu?” sorusu.
Bunu herkes insanlardan öğrenmeye çalışıyor. Halbuki devletler bu gibi
soruların cevaplarını sürekli kendi websitelerinde yayınlıyor. Ana bilgi
kaynağı gov.uk bu durum için. Çünkü tam da sizin geleceğiniz günden
itibaren geçerli farklı bir uygulama olabilir. Bu da sizi mağdur edebilir.
Size bilgi veren kendi deneyimin söyler. Zaten başka birşey söylemesi de mümkün değildir ki. Haksız mıyım?

Demem o ki, tanımadığınız biri ile iletişime geçen siz iseniz önce kendinizi tanıtın. Zararı olmaz. Tam tersine ikinize de çok ciddi zaman kazandırır. Telefonda da olsanız, yüz yüze de, sosyal medya uygulamaları üzerinden de. İlk adım kendinizi kısaca tanıtmak olmalı. En azından adınızı vermeniz dahi iş görebilir.

Bu fotoğraf da yine Köln’den. Çok şey öğrendim o deneyimimden. Farklı kültürlerden, farklı geçmişe sahip insanlarla iletişim de bunlardan biri. Ha, iletişim konusunda mükemmel miyim? Yanına dahi yaklaşamam
mükemmelliğin. Bu durum kendimi geliştirmeme engel değil tam tersine bir
neden. Bu yazıyı da o nedenle yazıyorum. Umarım size de ufak da olsa bir fikir verebilmişimdir.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: