2 Ağustos 2016

Almanya

Şehir sayısı olarak Türkiye’den sonra en çok şehrini gördüğüm ülke Almanya. Hakkında en çok konuşabileceğim memleketlerden de biri aynı zamanda. Baştan gidersek Köln, Bonn, Aachen, Berlin, Münster, Münih, Erfurt, Weimar. Evet, bir zamanlar Weimar Cumhuriyeti olarak adlandırılan Nazi dönemi Almanya’sının başkentini de gördüm. Bu sayfada Almanya’yı anlatmayı düşünüyorum.

Almanya Avrupa’nın ortasında diye bildiğimiz, ama aslında ortanın batısında kalan, Avrupa’nın nüfusu en büyük ülkesi. Her ne kadar dili Almanca olsa da İngilizce bilen insan sıkıntısı pek çekilmiyor. Almanca da dil olarak benzerlik gösterse de İngilizce’ye, oldukça farklı ve öğrenmesi nispeten daha zor bir dil. Çok düzenli ama bir o kadar da istisnaları olan bir dil. Bir farkla ama: İstisnaların da kendilerine göre kuralları var birçok zaman. Müthiş matematik bir dil denebilir pekala.

Almanlarla ilgili genelde çok kuralcı ve düz insanlar olduğu söylenir. Köln şehir dergisi ile röportaj sırasında Almanlar için “geradeausgucker” diye bir tabir kullanmıştım. Yani “dosdoğrubakan”. Esnekliğin pek olmadığı ve kuralcılık anlamında kullanmıştım. Gerçekten de hemen herşey çok düz ve bellidir. Mesela Noel Pazarı’nda (Weinachtsmarkt, ya da İngilizce Christmas Market) alışveriş yaparken çok beğendiğim cam bir mumluğun fiyatı 17€ iken 15€ olup olmayacağını sormuştum öğrenci olduğumu söyleyip (ki o zamanlar için doğruydu 🙂 ). Satıcı kadın anlamadı ne anlatmak istediğimi. Taa ki indirim, yani Rabatt kelimesini kullanana kadar. Çünkü o satıcı için o ürünün fiyatı 17€ idi, 15€ değil.

Güvenlik konusunda da ilginç bir yaklaşımları vardı. Dışarıda gezerken doğru düzgün polis görülmezdi mesela. Yalnız bir olay olduğunda en çok iki dakika içinde nereden geldiğini bile anlamadan etrafta polisleri görürdünüz. Taksim Meydanı’nda gezen polisleri ihtiyacınız olduğu zaman bulamamanız gibi değil.